Hızlı hızlı Bostancı İskelesi’nde koşarken duyduğum miyavlama sesi ile sarsıldım. Kayıtsız kalamayacağınız bir sızlanma sesi idi. Bakındığımda gazete bayiinin yakınlarında bir yerlerde tekir bir kedi ile gözgöze geldim. Aç kaldığını sanıp acele ile büfeye gidip sucuklu ve peynirli bir tost aldım ve büfe görevlisinin şaşkınlığın aldırmadan tostu makineye bile sokturmadan kediye vermek için acele ettim. Tostu ona parça ederken tam arkamda beni farketmemiş başka bir bayan da elinde benzer bir tost ile yardıma koşmuştu. Ama ikimiz de yanılıyorduk. Zira kedicik ne açlıktan ne de hastalıktan bağırıyordu. Gerçi tasması yoktu ama çamurlu geçen kış günlerine rağmen tertemiz tüyleri, cana yakınlığından ve miyavlamasının tonundan anlaşılıyordu ki (muhtemelen o sabah) evden atılmıştı.
Kaybolmuş bir kediye pek benzemiyordu. Muhtemelen insanların sıkça geçtiği bir mekana bırakılmış, en azından bırakan başkalarının acıyıp sahiplenebileceği gibi kendince düşünceli davranmıştı. Her halinden belli oluyordu, evini istiyordu. Şu yıllardır yaşadığı, bir parçası olduğu, sıkıldığında camdan bakındığı, acıktığında yemek çanağını yokladığı evi. Neredeydi ailesi, neden buradaydı. Lütfen diyordu, evime gitmek istiyorum, gerçekten şu an evde olmaktan başka bir şey istemiyorum. Verdiğimiz yiyeceklere bakmadı bile. Tek anlatmaya çalıştığı kendisini eve götürecek ya da onun evi olduğuna inanılmasıydı. Doğruyu söylüyordu.
Bu yazıyı okuyanlar arasında böylesi bir şey yapan ya da yapmayı düşünen var mıdır bilemem ama ne’olursunuz yapmayın. Bu bir çocuğu alıp sokağa atmaktan farksız bir şey. Ev ortamında yaşayan kediler sokakta yaşayamazlar. Yaşadığını sanırsınız ama hem bağışıklık sistemleri zayıfladığı hem de stres düzeyleri arttığı için ömürleri ciddi bir şekilde kısalır. Ayrıca, trafik, köpekler, acımasız insanlar gibi tehlikelere karşı da bilgisizdirler. Çok kolay hedef olurlar.
Çaresizlik içinde iskeleden uzaklaşırken ağladığımı biliyorum. Kendime ne kadar kızsam da artık evde ilave bir kedi için hiç yer yoktu ve onu orada bırakmak zorunda kalarak, o miyavlama sesine vicdanımı -başaramasam da- köreltmeye uğraşarak uzaklaştım. Hayatımın en tatsız deniz yolculuğu idi, ne martılara ne de ufuk çizgisine bakacak gücüm kalmıştı. Acaba yarın görecek miydim, görürsem yarın da böyle yürüyüp gidebilecek miydim?
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Saatler boyu "Cats Protection UK"in gönderdiği "Time to let go" (~Gitmeye İzin Zamanı) başlıklı borşürüne bakıp durdum. Sonra teyzemin bu kararı verdiği günü hatırladım. Eniştem de öldükten sonra "Börek" evin tek sesi olarak kalmıştı. Teyzem ile eniştemin emeklilik günlerinden beri onlarlaydı ve O da iyice yaşlanmıştı. Üstüne üstlük eniştemin kanserden vefatından iki yıl sonra o da hem de aynı kansere yakalanmıştı. teyzem çok uğraştı Börek için. Böreği çalacak kadar çok sevdiği için bu ismi alan Börek artık hiçbir böreğe bakamayacak kadar yorgun ve halsizdi
Önce annem teyzemle konuşmayı denedi. Sanırım sonu ağlamakla biten bir konuşmaydı bu. Benim ise haddim bile değildi. Ama kararı kimse zorlamadan teyzem verdi. Böreğinin daha fazla canının yanmasına izin vermenin bencillik olacağını düşündü. Kendi için ona bunu yapmamalıydı. Gitmesine izin vermeliydi.
Ne kadar "kibar ölüm" ya da ötenazi" dense de aşırı hastalık sebebi ile kedilerin yaşam hakkına son vermeye güzel bir isim bulmak mümkün değil. "Gitmeye İzin Zamanı" belki de bulunabilecek en dilsiz tanımlama.
Ne yazık ki kediler de bizler gibi büyüyor ve yaşlanıyorlar. Yaşlılık canlı ayırt etmeden hücreleri teker teker ele geçiriyor. Her daim canlı ve atak olmaya alışkın kediler için yaşılık, bir de hastalık ile birleşti mi üstesinden zor gelinecek bir sınava dönüşüyor. Ama zaman bu yarışı hep kazanan taraf oluyor.
Eğer benzeri bir durumda bir kediniz varsa bu karar tamamen size ait, sorumluluğu da. Bu öyle tavsiye edilecek ya da karşı durulacak bir karar değil. Kedi dostu ile kedisi arasında çok ama çok özel ve bir o kadar zor bir karar. Ama bu kararı bir şekilde verdiyseniz size izninizle bir kaç tavsiyemiz var. Öncelikle kendinizi ve duygularınızı frenlemeyin ve kararınızı sonrasında yargılamayın. Eminiz kedinizi seven biri olarak bütün çareleri denemişsinizdir. (Zaman zaman çok nadir de olsa ötenaziyi salık veren bazı enteresan Veteriner Hekimleri de duymuyor değiliz.)
Gitmeye İzin Zamanı, (yazmaktan nefret ediyorum ama bu yazıya bir kez başladım) uyku veren ve rahatlama yaratan bir şırınga. Uyku hali verildikten kısa bir süre sonra başlıyor ve her şey bir kaç dakika alıyor. Koca bir yaşam ve anılar sadece bir kaç dakikalık vedalaşmaya sığmaz ki! Bence -teyzeme bu haddi gösterememiştim ama izninizle size göstereyim- onunla kalın bu anda ve onun yanında olun. Birlikte bindiğiniz sevgi geminizin her güzel ve her zorlu dalgasında nasıl birlikteyseniz öyle ve O'nu veterinerde bırakmayın (mümkünse Gitmeye İzin Zamanı için evi seçin.. ) O bundan çok daha iyisini hakediyor. Eminim mutlaka bir yerlerde güzel bir çimenlik vardır.
Bir arkadaşım anlatmıştı, bu kararı veren. Bir gece öncesinde Tanrı'ya yalvarmış. Ne olursun rüyama girsin ve bu kararımın doğru olup olmadığını bana söylesin ya da bana bir işaret versin diye. Ama karar sizin. İşaret yok, ne de rüyalar. Geride kalan sadece anılar, fotoğraflar, kenarı ısırılmış kitaplar, birlikte okuduğunuz.
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!Çocuklarımızı ne kadar çok önyargı ile
büyüttüğümüzün farkında mıyız?
"Kedi pistir” önyargısı öyle bir yerleşik ki, belleklerden silip atabilmek ne mümkün.
Çocuklarımızı ne kadar çok önyargı ile büyüttüğümüzün farkında mıyız? Aslında onları yaşam karşısında ayakları üzerinde durabilen bireyler olarak yetiştirmeye çalışırken üzerlerinde bazen istediğimizin tam aksi bir etki bırakabiliyoruz. Galiba “kedilerle” ilgili epeyce bir önyargı anne ve babalar tarafından çocuklarına aktarılıyor, tıpkı onlara da anne ve babalarının aktardığı gibi.
Bu arada modern insanlığın önünde ciddi bir tehlike de hızla büyüyor. Bu takıntı, reklamlarla besleniyor, ilaç ve kozmetik firmaları ile güçlendiriliyor. Bu takıntının ismi “hijyen takıntısı”.
Bu akşam televizyonunuzda izleyeceğiniz reklamlara dikkat edin. En az üçte biri deterjan ya da kozmetik firmalarından gelecektir. Uzmanlar ya da otorite tanıkları çıkaracak, virüslerin mikroskobik görüntülerini büyüterek ekrana getireceklerdir. Taş zemin üzerinde tebessüm ederek emekleyen bir bebeğin yanında bu mutluluğun sırrı olarak bir çamaşır suyu belirecektir.
Tabii ki temizlik çok önemli. Sağlıklı yaşamın temel koşulu. Ama bu hijyen takıntısı aslında insanoğlunun virüsler karşısındaki doğal bağışıklılığını da yıllar içinde azaltır bir etki bırakmakta. Çünkü bedenimizin bir şeylerle savaşmasına izin vermeden bir kimyasal madde ile saldırıyı savuşturmaktayız. Yani beden doğal olandan uzaklaştıkça ne yazık ki bağışıklık sistemi zayıflamaktadır. Bu sebeple eskiden büyük rahatsızlıklarda kullanılan bazı antibiyotikler bugün hiçbir etki gösterememektedir.
Kediler de ne yazık ki bu hijyen takıntısının kurbanı olmuş durumda. Doğal olarak “çocuk” ve “kedi” ikilisi sanki asla yanyana gelmemesi gereken iki kavram şeklinde telaffuz oluyor. İşin üzücü yanı da yıllarca kedi besleyen kedi dostlarından bazıları da hamilelik ile kedilerine yeni yer arayışına giriyorlar. Çünkü kedi “pistir” önyargısı öyle bir yerleşik ki, belleklerden silip atabilmek ne mümkün.
“Kediler pistir” önyargısına ilave olarak “kediler nankördür”, “kediler haindir”, “kedilerin içinde şeytan vardır” gibi daha bir çok saçma safsata da tabii çocukluktan itibaren işlenmeye başlıyor. Hiçbir sağlıklı ebeveyn kuşkusuz çocuğunu karşısına alıp bu cümleleri peşi sıra söylemiyorsa da şu bizbize sohbet ettiğimiz ve çocuklarımızın ayak altında olmasına rağmen yok saydığımız sohbetler var ya, işte temel yaşamla ilgili bilgilerimiz aslen çocukların unutularak edilen sohbetlerden geliyor.
Hayvanlarla ilgili bazen hastalık düzeyine varan nefret, o kadar rahatlıkla yaşamaya devam edebiliyor ki, insan şaşırıyor. Sinema dünyasına bakın, üzerine korku filmi yapılmamış hayvan yok gibi, kediler, köpekler, karıncalar, timsahlar, arılar, kuşlar,... Aslında deliliği uzakta aramaya gerek yok. Tam karşımızdaki ekranda duruyor. Kendi halinde yaşayan bir arı alınıp insanlığı tehdit eden bir yaratık haline dönüştürülüyor ve sonra bol aksiyonlu ve kanlı sahneler sos olarak dökülüp servis ediliyor. Ne yazık ki bir çoğumuz da afiyetle bu yapay korkuları yiyoruz. “Ne olacak alt tarafı film” dense de bu tür etkiler aslında bilinç altında tortu bırakıyor ve hayvan düşmanlığının da bir parçasını oluşturuyor.
Bu kadar negatif açının olduğu bir ortamda çocuk ile kedi dostluğunu nasıl bir araya getireceğiz pekiyi? Çok kolay, önemli olan kedi olması değil, herhangi bir hayvan da olabilir. Önemli olan çocuğunuzun bir hayvan ile iletişim kurmasını, onu öğrenmesini, onun yaşam kültürünü anlamasını ve ona yardımcı olmak için neler yapabileceğini öğrenmesini sağlamaktır. İster kuş ile ister köpek ile isterseniz balık ile başlayın sonunda çıkılan yol doğa dostluğu ve doğaya saygı olacaktır. Bir canlının bakımını üstlenmek, ona acı vermeden, eziyet etmeden bakmasını öğrenmek “nasıl insan olunur”un da öğrenildiği aşamadır. Çocuklarını sert cezalandıran birkaç ebeveyn de bizzat gördüm ki, eğer evde bir hayvan besleniyorsa çocuklar da gördükleri şiddeti ya da sertliği aynı şekilde bu hayvanlara uygulamaktadır. Bu durum oldukça üzücüdür. Çünkü kurban kurbanı doğurmaktadır. Oysa sevgi ve anlayışın bolca verilmesi gereken çocuklarımızı açmadan solduruyorsak suçu kendimizde aramalıyız.
Bütün bunları aşarak evinizde çocuğunuz ve kediniz birlikte yaşamasını sağladıysanız öncelikle size gönül dolusu tebrikler sunmalıyız. Ama izninizle bir kaç öğüdü de sizlerle paylaşalım. Araştırma ve öğrenme dönemlerinde olan çocuklar kedilere karşı farkında olmadan incitici olabilirler, bu durumda ise küçük dostlarımız bazen hırçın tepkiler verebilmektedir. O yüzden çok küçük çocuklar ile kediler bir arada ise ara sıra göz kontrollü yapmakta fayda var. Eğer kedilerinizin aşısı tam ise sokağa çıkmıyor ve de tuvalet temizliği, tüy temizliği (düzenli taramalar) konusunda siz de o da özenli iseniz, kedinizin çocuğunuzla uyumasının ya da birlikte kalmasının bir sakıncası olacağını sanmıyoruz. Ama kedinizi ayrı odada çocuğunuzu ayrı odada tutup stres ve sıkıntı yaratıyorsanız, oldukça hatalı bir yaklaşım içindesinizdir. Evi bölgelere ayırmak evde yaşayan herkes için sıkıntı kaynağı olur. O yüzden bir iç barış mutlaka sağlanmalıdır.
Kediler ne pistir, ne nankör, ne de dokuz canlı. Onlar da bizim gibi dünya üzerinde bir çok sıkıntı ve zorlukla boğuşarak yaşamda kalmaya çalışan canlılardır. Önemli olan kedileri ve diğer bütün canlıları sevmemiz gerektiğini, sevginin özen gerektirdiğini ve şiddetin sevgiyle bir ilintisinin olmadığını çocukluklarımıza öğretebilmek ve onları sorumlu, sevecen, anlayışlı bireyler olarak topluma hazırlamaktır.
Tom'un Kedisi
Tom'un kedisi
Kalp krizi geçirdi
İki ay kadar önce.
Daha doğrusu,
Veteriner öyle dedi.
Ağaçtan düşmüştür bence.
Sağ ön ayağı felç,
Aklı hep başka yerde gibi.
Zaten yaşlı bir kediydi.
Yürüyebilsin diye,
O bacağı kesmek gerekti.
Ağır ağır geziniyor şimdi.
Yine çok zaman dalgın sanki,
Hareketleri yavaş, kendince,
Bazen de ama belli ki keyifli.
Dün gördüm bahçede,
Bir kuşa doğru seğirtti,
Yalpaladı biraz, doğruldu.
O bacağın yokluğu
Hiç aklında değildi belli ki.
Birden aklıma geliverdi:
Kediler de insanlar gibi
çabuk alışıyor demek eksikliğe
Eskiden varken artık olmayan şeylere.
Gençlik. Ölen dost. Eski sevgili.
Kediler de bizim gibi
Yaşayabiliyor demek eksile eksile.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!R. Margulies
Bilirim niye yanık öter ney, YKY, Eylül 1996
Sn. Ali Haydar KOÇ'un iletisi
Bazı kediler doğuştan gelen sebeplerden ötürü bazı kediler ise bir kaza ya da hastalık sonucu ne yazık ki engelli olurlar. Böylesi bir talihsizlik ister çocukken isterse daha sonraki bir evrede gelse de engellilik kedinin yaşamını ciddi bir şekilde etkileyecektir. Engelli olmak ve engelli olarak yaşamak bir öğrenme sürecidir. Sadece kediniz için değil sizin için de. Engelli bir kedi için yapılacak ilk iyi şey onu kabullenmek ve onun bu durumuna üzülerek değil tam tersine daha çok sevgi göstererek cevap vermektir. Kimseyi suçlamayın ya da kızmayın, kedinizle kuracağınız yeni yaşamın tebessümlerini keşfetmeye çalışın.
Engelli bir kedi ile yaşıyorsanız ya da engelli bir kediyle evinizi paylaşmak gibi bir harika bir davranışta bulunduysanız, evinizin düzeninde onun rahat etmesi ve daha kolay hareket etmesi için bazı düzenlemeler de yapmanız gerekecektir.
Engelli kediler yerden yüksek yerlere sıçrama, tırmanma konusunda zorluk yaşarlar. Uzanmasını istediğiniz ya da çıkmasını istediğiniz ve onun için ulaşılması güç olan mekanlara bir tahta üzerine halı geçireceğiniz rampalarla yardımcı olabilirsiniz. Böylelikle tırnaklarının da yardımıyla eskisine oranla daha kolay bir şekilde çıkabilecektir.
Eğer gözleri görmeyen bir kedi ile beraberseniz, onu genel olarak aynı mekanlarda tutmalı ve eşyaların yerini mümkün olduğunca değiştirmemelisiniz. Ayrıca onun hareket alanında yer alan sivri uçlu ya da sert köşeli cisimleri de ya tamamen kaldırmalı ya da bu türden eşyaların kenarlarını kalın naylonlarla kaplamalısınız.
Kapı, tüm kediler için olduğu gibi engelli kediler için de baştan çıkartıcı bir davetiyedir. Açıkken dışarı çıkmaları riskine karşı kapı eşiğine aralıklarla kolonya dökebilirisiniz. Kolonya kedilerin hoşlanmadığı kokulardandır. Nispeten kapıdan uzak duracaklardır.
Engelli bir kedi için mümkünse evinizde birden fazla kedi kumu ve birden fazla su kabı bulundurmalısınız. Çünkü tek bir kaba erişmekte normalden fazla enerji harcayacak ve yorulacaklardır.
Ayrıca, engelli kedilere mutlaka kimlik tasması takılmalı ve kimliğine engelli olduğu da belirtilmelidir.
Engelli kediler genel olarak 6 kategoriye ayrılmaktadır :
1) Üç Ayaklı Kediler (Amputi)
2) Ama Kediler
3) Sağır Kediler
4) Hem Ama Hem Sağır Kediler
5) Zihin Engelliler
6) Raşitik Kediler
Üç bacaklı kediler genellikle dört bacaklı kediler kadar hareketlidirler. Ama temizliklerinde sizden biraz yardım alabilirler. Eğer bir kaza sonucu üç bacaklı kaldı ise yeni yaşamına alışmasında belli bir süre yardımcı olduktan sonra fazla korumacı davranmamalısınız.
Gözleri görmeyen kediler için ses çok önemlidir. Sese eskisinden de duyarlı olurlar. Eğer tek gözleri görüyorsa başlarını daha fazla hareket ettirme eğilimindedirler. Tek gözü görmeyen kediler perspektif duygularını belli ölçüde yitirdiklerinden yüksek yerlere çıkmaları düşme ile sonuçlanabilir.
Sağır kediler, duymadıkları için bir çok tehlikenin gelişinden habersizdirler. Bu yüzden kapalı veya kontrollü mekanlarda tutulmaları gerekir. Ayrıca sizin onu bulmanıza yardımcı olması amacıyla (sizin çağırdığınızı duyamayacağından) boynuna küçük bir çan takmak iyi bir çözüm olabilir.
Hem sağır hem kör kediler ise yer titreşimlerinden ya da kendilerine dokunulduğunda hissederler. Evin eşyalarının yerlerinin sabit kalması özellikle onlar için daha çok önem arzeder.
Spastik kediler ya doğumda ya da beyin enfeksiyonu sebebi ile engelli olmuşlardır. Düzgün yürüyemez ve düzgün hareket tarzı gösteremezler. Özen ve koruma gösterilmelidir. Spastik kediler sıradışı yürüyüşleri sebebi ile ilginçtir ki iyi avcıdırlar ve ani hareketleri ile rahatlıkla bir av yakalayabilirler. Ama kapalı ya da kontrollü mekanlarda yaşamaları onları tehlikelerden ciddi ölçüde uzak tutacaktır.
Hastalık sebebi ile ya da doğumdan kaynaklanan bir sebeple kemik yapısı yeterince gelişmemiş kedilerin kemiklerinin kırılma tehlikesi vardır ve bu sebeple sıçrama gibi aktiviteler onlar için sıkıntılı sonuçlar doğurabilir.
Bir engelli kedi ile yaşamak özveri gerektirse de bunu başaranlar yardımın ve korumanın sevgiyi ne kadar cömertleştirebileceğinin o gizli tadını yaşarlar.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!